Salı, Ekim 28, 2014

Hayattan zaman çalmak

Bu akşam 2 saatten fazla çalıştık. Akıttığımız terler, güçsüzlüğümüzün gözyaşları(ymış). :-)

Herkes çok iyiydi. 

Tek ayakla Çaturanga'da durmayı başardım. Hem sağ hem sol.

Bir sonraki hedefim Bakasana'dan Sopa pozuna geçmek.

Bazı pozları çok estetik buluyorum. Savaşçı hareketleri gibi... Veya yerde yapılan bazı burgulu hareketler.*

Nefes çalışırken, doğal akışta, veriş süremin alıştan uzun olduğunu fark ettim. Önce eşit, sonra 4-6, daha sonra 4-2(es)-8 yaptık. İlerlerken, hipnoza giden yola girdiğimizi düşündüm bir an.

Bazen poz uzun sürüyor (ya da bana öyle geliyor.) O sırada biz öylece duruyoruz; zihnimizi otomatik pilota alıyor, bedenimize komut vermek için komut bekliyoruz. Kaslarımız uzuyor veya sıkışıyor, mutlaka yoruluyor ve bu sırada içim(iz)den sessiz çığlıklar yükseliyor. Dayanmayı başarınca üstünlük bize geçiyor! Gelişiyoruz. 

Bu akşam yine güzeldi. Hayattan zaman çaldım.

Namaste!

*Edit: Estetik bulduğum ikinci pozla ilgili Yiğit Külahlı'dan bilgi geldi: Ardha Matsyendrasana

Pazar, Ekim 19, 2014

"Practise makes perfect"

Yapamam sandığım şeylerin üzerinde çalışıp, tekrar tekrar deneyince yapabildiğimi gördüğüme seviniyorum. Birkaç hafta öncesine kadar benim için son derece zor bir poz olan  Bakāsana'yı yapabiliyorum. Sanki kendiliğinden oldu. Yumuşak bir geçişle yapamazdan yapabilir hale geldim. Dünya için küçük, benim için büyük bir adım.

Salı, Eylül 30, 2014

Kayıp

Kaçmadı. Kayboldu. Uyku.

Cumartesi, Eylül 27, 2014

06-35

Bugün ulaşımda kullandığım araçlar: Otomobil, otobüs, uçak, tren, vapur. Biraz da yürüdüm.

Salı, Eylül 16, 2014

Kafa sesi

İçseslerim, saçlarımı dağıtan rüzgarla birbirine karışıyor.

Bostancı motoruyla adaya gidiyorum. Aniden şu nakarat saplanıyor beynime:

I belong to you*
And you
You belong to me too


*

Perşembe, Eylül 11, 2014

Bazen

Bazen "ormanda 10 kaplan gücündeyim", bazen 5...

Perşembe, Ağustos 07, 2014

Öğlen kaçamağı

Kavun, beyaz peynir, biraz müzik ve kitap.


- KAOS Sound - Pink Floyd FreeForm on TuneIn. http://tun.in/seTA1


- Klasikleri Niçin Okumalı? Italo Calvino, YKK


Cumartesi, Temmuz 12, 2014

Ateşböceği

ODTÜ Maraton e-posta grubuna üyeyim. Birkaç hafta önce Belgrad Ormanı'nda ateşböceği izleme planları yaptılar. İstanbul'da olsam kesin ben de giderdim. Hiç ateşböceği görmemiştim. Ta ki bu akşama kadar...

Gökyüzünde, süper ay denilen şahane bir dolunay vardı. Söylendiğine göre bu dolunay her zamankinden %14 daha büyük görünüyormuş. A1'den dolunay fotoğrafları çeke çeke yürüyordum. Rektörlük'ü geçtim, C Heykeli'ne doğru ilerlerken yaya geçidine gelmeden, kaldırımın çalılık tarafında, önce bir, az ilerisinde de iki fosforlu nokta dikkatimi çekti. Ateşböceği olmasını diledim. Hemen eğildim, fosforlu ambalaj kağıdı parçası olabilirdi. Ama değildi. Telefonun ışığıyla bakma konusunda tereddüt ettim, merakımı yenemeyip açtım. Evet, yanılmamıştım, iki ateşböceğiydi!

Yoldan geçmekte olan iki kişi de bana katıldı, hep birlikte ateşböceklerini incelemeye koyulduk. Biri 8, diğeri 6 yıldır Ankara'daymış. Kütüphaneden dönüyorlarmış. Dediklerine göre bunlar daha önce görmedikleri kadar büyükmüş. İşte çalışkanlığın ödülü:)

Nefis bir dolunay üstüne şahane ateşböcekleri... Doğanın parçası olduğumu tekrar hissettim ve şükrettim.

Cuma, Haziran 20, 2014

Rüzgar

Bu gece Ankara'da ilk kez motosiklete bindim. Yolcu olarak. Kaskım vardı.

Çarşamba, Nisan 23, 2014

Yoga


Fotoğraf: Mert Akdemir, 19 Temmuz 2013*
Bugün açık havada yoga yaptım.

Nefisti! İyi bir yogadan sonra bana istediğinizi kabul ettirebilir, yaptırabilirsiniz.

Sanırım 10 yıldır (çok düzenli olmasa da) yoga yapıyorum. Buna rağmen, bugün hiç bilmediğim kaslarımı keşfettim. Bacağımın içinde ve ayak bileğimin dışında.

Hava sıcak, rüzgar kararındaydı. Bazı hareketlerde, vücudumu döndürüp kolumu kaldırarak göğe uzandığımda mesela, dağınık bulutlarla filtrelenmiş güneşle göz göze geliyordum. Sınırlarımı zorladığım her pozisyonda, saatlermiş gibi geçen, oysa belki sadece bir dakikalık sürenin sonunda, tam pes edip kaslarımı serbest bırakacağım anda eğitmenimiz (M. Yunus Kürk) yeni harekete geçiyordu. Böylece vücuduma yenilmemiş, bir dayanıklılık testini daha geçmiş oluyordum.

Açık havada yoga yapmayı çok özlemişim. İyi geldi. Grup o kadar hevesliydi ki, (önümüzdeki yağışlı günler geçtikten sonra) akşamüzeri "Devrim'de Yoga"lar yeniden başlayacak galiba.Yaşasın!

* Güneş batarken yağmur çiseliyor ve o "gün", unutulmazlar arasında yerini alıyordu. (http://instagram.com/p/b7C2k3hoxC/)

Pazar, Nisan 20, 2014

Dijitalleşen ve kristalleşen

Elektronik posta kutumu çok seviyorum. Bazen anahtar kelimeyle arama yaparken aniden karşıma bir satır aşk çıkı-çıkıveriyor. Ya da hüzün... Konuşulamayan, sadece yazılabilen sessiz bir dert veya büyük harflerle sevinç! Yağmurlu bir günden ya da vapurdan bir not. Filmin yönetmeni, makalenin yazarı. Yemek veya adres tarifi. Yüreğimi açtığım biri veyahut birinin açılmış yüreği... Düşü-düşüveriyor ekrana.

Bir "dize" yalan

Bir şiir vardı. Ve ben bir yalan söyledim.


Perşembe, Nisan 03, 2014

Beklenmeyen

Her an yalnızlık çekebilirim.

Pazartesi, Şubat 17, 2014

Ses-bir-ki...

Ankara'ya geldiğimden bu yana üç kez sesimi yükselttim. İkisi bugün.

Pazar, Şubat 16, 2014

Pazar. Pazar.

Bir süredir pazara gidemiyordum. İçimde ve buzdolabımda büyük boşluk yaratıyordu bu. Köy yumurtası almak istiyordum, mahallenin tek marketi Şok'ta en küçüğü 15'lik pakette fabrika çıkışlı yumurta almaya direniyordum. Kahvaltıdan önce gitmeye karar verdim, hem sabah yürüyüşü olurdu.

İlk durağım Bolulu teyze. Köy yumurtası, manda sütünden süzme yoğurt ve sepet peyrini, keçi sütünden tulum peyniri. Tereyağı evde var, daha bitmedi, teşekkürler.

Enginar çıkmış. Kerevizle aynı tezgahta olması tuhaf ama dayanamadım, aldım.

Havuç, pancar, brokoli, yerli muz, kiraz domates, bahçedenmiş roka. Oysa dur Nokta, yanlız yaşıyorsun unutma! 

Çıkıştan önce son durak yeşillik satan teyze. Evde var ama limonların yanına maydanoz atmasına hayır diyemedim. Israr etse tüm tezgahı alabilirdim. O kadar zayıfım karşısında. Kimbilir kaç yaşında, ekmek peşinde...

Hazır gelmişken yandaki markete de uğrayıp, çantamı biraz daha ağırlaştırdım. Sonra hızla döndüm eve. Basit bir ziyafet hazırladım kendime. Şükrettim hayatın verdiklerine...


Cumartesi, Şubat 15, 2014

Çare

Bitmesini hiç istemediğim bir günün ortasındayım.

Salonun perdesini sonuna kadar açtım. İnce ince, sıra sıra yağan yağmurun ışığı içeri doldu. Sesi ise banyonun açık penceresinden geliyor. Bazen senkron tutmuyor.

Dün akşamki Bilkent Senfoni Orkestrası Konseri'nin etkisiyle TuneIn'de bulduğum, sadece senfonik müzik çalan radyoyu dinliyorum. Çarşaf gibi bir denizde, kendimi sırtüstü suyun kollarına bırakmışım sanki. Yumuşacık sarıyor beni. Altımda deniz, üstümde gökyüzü. (Konser çıkışı önümüzdeki Perşembe, bu kez Beethoven için bilet aldım. Bir sonraki hedefim CSO konseri.)

Uzun kahvaltı sonrası (belki de sandığım kadar uzun değildi, öncesinde yarım saat Devrim'de koştuğum için geç kahvaltı demek daha doğru olabilir) espresso'mu yapıp kanepeye geçtim. Okumalar Okuması beni bekliyor. Akşam, ara ara aldığım zevkin heyecanından, hemen bitmesin diye okumayı bıraktığım oldu. Alberto Manguel'in okuma tutkusuna hayranım. İlham verici. Kalemlerim, hemen kitabın yanında. Okumak-yazmak karışıyor birbirine. Kurşun kalem 2010 TATE ziyaretinden. Monteverde dolmakalemim HM'nin 2009 yeni yıl armağanı. Deri kılıfı yıprandı. İstanbul'dan yenisini bekliyorum. Anılar böylelikle dokunulabilir, sevilebilir, nazlanabilir hale geliyor.

Gün bitmesin istiyorum. Çare olarak bunları yazıyorum.


Salı, Şubat 11, 2014

Bir buluşma öyküsü

Hep bir kitapçıda tanışmayı hayal ettim. Olmadı. Ama Pazar günü kitapçıda buluşmak üzere sözleştik. İçeri girdiğimde yokluğuyla doluydu dükkan. Elimde, alacaklarımın listesi vardı. Ortadaki masada yığılı yeni çıkanları birkaç kez tavaf ettim. Kitap kapaklarının üzerindeki harfleri tanıyordum ama yazılanları anlamıyordum. Başka bir dildeydi hepsi ya da benim aklım başka yerdeydi. İki metre ötedeki kapıya bakmamalıydım, bakmamalıydım, bakmamalıydım. Aradığım kitapları bulamayınca Öykü Uçları'nı yakalayıverdim usulca. Parasını verirken, koluma dokundu "naber" dedi usulca.
Öykü Uçları,
Çok Çok Kısa Öyküler 

Ali Teoman
YKY, Ocak 2014 

Salı, Şubat 04, 2014

Koşmak

Şu anda dışarıda hava 0 derece. Eve gireli 5 dakika oldu. 40 dakika kadar koştum. Yanlış spor salonunun kapısında bekleyince antrenman grubuyla buluşamadım. Ben de Devrim'de çalıştım. 

Koşmak bana iyi geliyor.

Koşarken kafamı dinliyorum. Adımlarımın sesi, nefes alışverişim, zemin dokusu değiştikçe çıkan sesler bütün dinlediklerim. Geceleri Devrim'de şarkı söyleyenlerin, gündüzleri antrenman yapanların yaklaştıkça yükselen sesleri... Hatta yazları uçurtma uçuran çocukların neşesi...

Koşmak iyi...

Pazartesi, Şubat 03, 2014

Nergis

Kapıda karşıladı beni. Yumuşacık bir koku. Bu kadar güzel olursan kendini beğenmek en tabii hakkın. 

Dün, hoş bir akşam üzeri dönüşü, tüm soğuğa rağmen içim ılıkken, Haziran'dan bu yana polis işgali altında olan, bugüne kadar topu topu üç kez geçebildiğim, Güvenpark'ın yanındaki çiçekçilerin bulunduğu yaya yolunda, birinci dükkandan aldım onu. Vazo, adadan. Bir arkadaşımın güle güle hediyesi. Evim, daha bi' ev oldu. Ve evet, tekrar duyumsadım, kalbime giden yol, burnumdan geçiyordu.

Evde tek başına

Tek başıma olmaktan hoşlanmadığım dört an:
- Nevresim değiştirmek (özellikle yorgan kılıfı is killing me)
- Sırtı fermuarlı elbise giymek (ve çıkarmak. Gardırobumda sadece bir elbise var böyle.)
- Ayağımı uzatmış, kucağımda bilgisayar varken uzakta kalan bardağa erişmek
- Şarap açtığımda bitirememek (şarap soslu yemekler öğrenmeliyim)

Cumartesi, Şubat 01, 2014

Bazen - ll






















Bazen kendimi oyalayamıyorum.

Bazen - l























Bazen içsesimi susturamıyorum.